ZİKR" : ALLAH’I HATIRLAMA

Dikkat edin ! Kalbler ancak Allah'ın zikri ile tatmin bulur..." (R'ad suresi - 28)

"Allah'ı çokca zikreden erkekler ve Allah'ı çokca zikreden kadınlar; Allah bunlar için bir bağışlama ve büyük bir ecir hazırlamıştır." (Ahzab Suresi - 35)

Allah ve Sufî arasındaki ilişki Kur'an'daki bir ayette şöyle ifade edilir: "Öyleyse Beni anın. Ben de sizi anayım" (Bakara-152).

Bu karşılıklı cazibe ve bağlılık, kişinin kendini tamamen ve yalnızca Allah'ın rızasını kazanmaya adadığını ve kendinden vazgeçtiğini haykıran gizli bir aşkın ilanıdır. Bu eşsiz ve içkin hali ifade etmek için kullanılan kelime zikr'dir.

Allah, ibadetin üstün biçimlerini açıklarken, sıklıkla bu "zikr" terimini kullanır:

"Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O'nu tesbih et". (Al-i İmran-41)

"Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı, ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin." (Nisa-103)

"Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl." (Taha-14)

"Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük ibadettir". (Ankebut-45)

"Ey iman edenler! Allah'ı daha fazla zikr ile anınız." (37:75)

Kur'an'da, Allah'ın bu yüce halden haber verdiği benzeri ifadeler içeren onlarca ayet vardır.

Bununla beraber bu ayetler inzal olduktan sonra kadın ve erkekler Hz. Peygamber (s.a.v.)'e zikr teriminin açıklanmasını sordular.

Hz. Peygamber (s.a.v.), "La ilahe illallah” Allah'ı anmanın en mükemmel şeklidir." ve "La ilahe illallah” diyen bir kişi oldukça, kıyamet kopmaz." buyurdular.

Hz. Musa’(a.s.)ya Allah (c.c.) tarafından zikrin, inananın kalbinde derin bir ihlas tesis edebilmesinden dolayı en tercih edilen özel ibadet olduğu bildirilmiştir. “La ilahe illallah” kelimesine ruhların temizleyicisi de denir.

Bu mübarek “La ilahe illallah” sözüne cennetin anahtarı da denir; çünkü Rasûlullah (s.a.v.) bir hadislerinde buyuruyor ki: Cennetin kapılan bu sözü ömründe bir kez olsun söyleyen herkese açılacaktır. Kapılar kelimesi, çoğul olarak kullanılmıştır; çünkü cennette birden çok cennet vardır. Ve bu söz onların tümünün anahtarıdır.

Kısaca, Allah indinde, bu Zikr’den daha büyük hiçbir şey yoktur : “La ilahe illallah”. Bu anma, düşünce veya kelime olarak her zaman ve her yerde yapılabilir. Bununla beraber, sufîler bunun için bir zikr halkasında oturma anlamına gelen bazı özgün törenler geliştirmişlerdir. Dünyanın pek çok yerinde sufîlerin diğer aktivitelerinden daha çok bu zikr töreni dikkat çekmektedir.

Rasûlullah (s.a.v.) bir hadislerinde buyuruyor ki:

"Allah, bir grup meleğe, Allah'ı anan ve O'nun adını zikredenleri arayıp, gözetmek üzere özel bir görev verir. Böyle bir topluluğu bulduğunda, melekler öyle mutlu ve memnun olurlar ki kendilerine katılmak üzere diğer melekleri çağırırlar. Onların etrafını kuşatarak, göklere uzanan bir yapı teşkil ederler.

Zikr ayini sona erdiğinde melekler melekût alemine döner, Allah - nerede olduklarından haberdar olmasına ve duyduğundan hoşnut olmasına rağmen - onlara nerede olduklarını sorar.

Melekler de O'na; Allah'ı anmak için bir araya gelen insanların yanından geldiklerini ve onların Allah'ı anıp zikrettiklerim söylerler. Allah meleklere "Beni gördüler mi?" diye sorar. Melekler cevap verir:

"Hayır Ya Rabbi, görmediler." Allah: "Beni görselerdi ne düşünürlerdi?" diye sorar. Melekler de "Böyle bir durumda kendilerim daha fazla ibadete verirlerdi" der.

Müteakiben Hz. Allah (c.c.) ile melekleri arasındaki konuşma şöyle devam eder:

— Benden ne istediler?

— Cennetini arzuluyorlardı.

— Cennetimi gördüler mi?

— Hayır görmediler.

— Cennetimi görselerdi ne olurdu?

— Onu daha çok arzularlardı.

— Neden korunmayı arıyorlardı?

— Cehennemden korunmayı arıyorlardı.

— Cehennemimi gördüler mi?

— Hayır Ya Rabbi, görmediler.

— Cehennemi görselerdi, ne olurdu?

— Ondan daha çok çekinirler ve daha çok korunmak isterlerdi.

Allah oradaki meleklere, 'Onu anmak üzere bir araya gelenleri affettiğini' buyurur. Meleklerden biri der ki: "Allah'ım, onlar arasında biri vardı ki tesadüfen orada idi ve aslında o halkaya ait değildi." Allah: "Onu da affettim. O zikr halkasının kenarında bulunanı bile rahmetimden yoksun bırakmayacağım." buyurur.

Zikr bir anlamda hatırlama; özetle , Allah'ın sıfatlarını, isimlerini düşünme ve Zat'ını anlama süreci anlamına gelebilir.

Allah'ı zikir, tüm tarikatların mistik pratiklerinin temel taşıdır.

Zikr töreninin çeşitli formları vardır ve bunlara dünyanın her yerinde zikr halkası, zikr meclisi veya kısaca zikr denir. Her bir sufî ekolunun kendine özel zikr biçimi ve zikr etme sırası vardır. Fakat bu farklılıklar aslında önemsenmeyecek kadar küçüktür.

wpeF.jpg (20849 bytes)

er-R'ad , 13:28

Zikr'in hasıl ettiği güzelliklerinden bazıları şunlardır: Şeytani kuvvetleri uzaklaştırma ve ortadan kaldırma; Allah'ı hoşnut etme ; rızkı artırma; kişiliği iz bırakıcı ve prestijli hale getirme ; kişiyi Allah'a yöneltme ; kalbi ihya etme ve canlandırma ; hata ve günahları örtme; dili dedikodudan ve arkadan kötü konuşmaktan koruma ; kalbin tüm manevi hastalıklarını iyi etme ve kalpten tüm korku ve endişeyi uzaklaştırma; kişiyi ikiyüzlülükten uzak tutma.

Dahası, ancak zikr ile açılan ve bazı ilahi güçlerin bulunduğu bir kalp köşesi vardır.Bir mürşid "Zikrlerinde dervişlerin kalplerinde oluşan vecd, yükselen ve kıyıya vuran dalgalara yol açan bir çeşit fırtına gibidir." demiştir.

Zikrin gerçek hedefi ruhani olarak yükselmek veya kendini kaybetmek değildir, fakat, ruh makamlarının en yükseğine çıkmak ve böylece ruhani sınıra gelerek, ilahi temaşaya bir an bile olsa ulaşabilmektir, ki bu gerçekleştiğinde vecd durumuna gelinebilir. Her zikir esnasında buna ulaşmak kaide değildir.

PRATİKTE   UYGULANAN  ZİKR  TÖRENİNİN  GENEL  ÇERÇEVESİ :

Dervişler daire halinde otururlar, Zikr törenine başlamak üzere mürşidden işaret beklenir. Halkanın önemli bir noktası olarak ortasında veya başında olan mürşid , Hz. Peygamber (s.a.v.) ve diğer peygamberlere salât ü selam okuyarak Zikr’i başlatır. Okunan istiğfar duaları ve ayetlerden sonra genellikle kelime-i tevhid zikri "La ilahe illallah" söylenir. Şeyh, zikrin bir evresinin sonunu bir sonrakinin başlangıcını işaret eder. Zikrin çeşitli yerlerinde zikrin içeriğine başta ism-i Celal olarak bilinen “Allah” lafzı olmak üzere ilahi isimlerden eklemek suretiyle zikri zenginleştirmek şeyhin yetkisinde olup Allah’ın 99 güzel isminden [esma-ül hüsna] bir veya daha fazlasının kullanıldığı bir başka zikr tarzı daha tavsiye edip uygulayabilir.

Zikr genellikle oturma pozisyonunda başlar, bazen tümü böyle tamamlanır.Bazen ise değişik yollardaki uygulama geleneğine uyularak ayakta veya hatta bazı yollarda dizler üstünde yarı doğrularak zikr devam ettirilir.Bazı zikr törenlerinde ise vecde gelen sufilerin zikrine "sema" adı verilen dönme hareketleri ile  devam etmelerine izin verilir.

Zikr'den sonra, şeyh veya bir  derviş, Kur'an'dan uzun veya kısa ayetler okurlar. Daha sonra Hz. Peygamber (s.a.v.), ailesi ve ashabına, tüm peygamberlere (s.a.v.) , tarikatın önde gelenlerine salât ü selâm getirilir ve dua okunarak sona erdirilir.

Bazen bir mürşidin mevcudiyeti olmaksızın kısa zikr törenlerinin yapılmasına izin verilir. Bununla beraber, daima ilahi rahmet ve berekete vesile olabileceğinden dolayı halkada bir veya daha fazla mürşidin hazır bulunması daima tercih edilir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !